Kanser Hastalarının Yarralanabileceği Bir Ürün
Annemi Kurtarın
Kalp Nakli Bekleyen ve Tedavi Masraflarını Karşılayacak Bir Kişiye Kalbimi Bağışlayacağım
Çünkü Anneme İyi Olacaksın Diye Söz Verdim
Anneme kemoterapi zarar veriyor kalp ve tiroid rahatsızlığı başladı kemoterapi yetmiyormuş gibi. Almanya’da bir klinikte uygulanan ve Dentric Cells ve hyperthermia terapilerinin uygulandığı bir klinikte tedavimizin gerçekleştirilmesini istiyoruz ama Sosyal Güvenlik Kurumu bu kuruma ait masrafları karşılamadığını söylüyor. Bu klinikte tedavimizin ciddi bir hastalık olması sebebiyle en kısa sürede başlaması için gerekli işlemlerin yapılmasını arz ederim.
Eminim ki Sayın Başbakan’ımız Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi bu konu ile yakından alakadar olup soruna çözüm üreteceğine eminiz. Çünkü kendisinin annelere duyduğu saygı ve sevgiye defalarca şahit olunmuştur. Bu aynı şekilde Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül Beyefendi için de geçerlidir.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25283409
Üniversitede Profesörün Hastanede odasını ziyaret ettik. İlaçları yazdı ve BT kanseri tetikleme riski sorusuna kendi itirafı “ kemoterapiden daha zararlı değil vücuda” ve en sonunda “akşam muayenehaneme gelin” dedi muayene ücreti için.
Yapılanlar:
28-06-2011 tarihinde karın ağrısı ile Medicana İnternational İstanbul hastanesi Dahiliye bölümüne başvuruldu. Dahiliye doktorunun genel muayenesi tansiyon, ağrıyan bölgenin kontrolünden sonra kan şekeri, hemogram, Tiroid, Üre ve diğer testler yapıldı ve karın bölgsinin ultrasonu çekildi. Kalınbağırsakta yumuşak doku gözlendiğine dair rapor verildi ve daha ileri tetkik için BT Vücut Tomografisi çekilmesi istendi. Tomografi sonucunda kolonoskopi yapılmasına karar verildi. Kolonoskopide 3 odaktan biyopsi için parça alındı ve biyopsi sonucunda Adenokornizom Tümör olduğu açıklandı. Ardından PET-CT çekimi yapıldı. Kalınbağırsak ve karaciğerde tümör olduğu belirtildi. Ameliyat istendi. Ardından kemoterapiye başlancağı söylendi fakat kemoterapininde tedaviye yönelik değil hastanın ömrünü uzatmaya yönelik olduğunu söylediler. İikinci görüş olarak Kocaeli Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduk. Öncelikle ameliyat olmasının hastanın iyiliğine olmayacağını söylediler. Kemoterapiye başlanmasına karar verildi. Doktorumuza hastada şeker hastalığı olduğunu söyledik o da ilaçlarını normal kullansın dedi. Altuzan(Bevacizumab) Xeloda(Capecitabine), Irinotecan ilaçları verildi. Altuzan serum olarak veriliyor ardından 14 gün süresince Xeloda kullanılıyor ve 7 gün dinlenme dönemi oluyor. 1.kür başladı. İlacın yan etkisi olarak söylenen saç dökülmesi, ellerde ateşlenme, boyun bölgesinde ateşlenme ve kızarıklıklar oluştu. 2.küre başlandı ve aynı belirtiler daha şiddetli oluştu ve serum verilen kolda şiddetli ağrı ve doku altında ödem şeklinde bir kitle hissedilmeye başlanınca hastaneye başvuruldu. Ultarson çekildi ve birşey olmadığı antibiyotik kullanılması söylendi. Antibiyotik kullanılmaya başlandı ve normal tedavi süreci aksadı. Bu yan etkiler oluşmaya başlayınca araştırmalar yaptım ve http://clinicaltrials.gov adresinde yaptığım aramada kullanılan ilaçların birlikte kullanılması daha önce teadvi görmemiş olan hastaların ilk tedavisinde etkisinin araştırıldığı deneyin sürdüğünü yazıyor. “This study is designed to evaluate whether the combination of irinotecan, capecitabine and bevacizumab is effective as a first-line therapy for patients with metastatic colorectal cancer.”. Rutin olarak yapılan kan testine ek olarak onkolog şeker testi de yapılmasını istedi ve daha önce şeker hastalığını teşhis eden dahiliye doktorumuza başvurduk. Açlık kan şekeri, Tokluk kan şekeri, hemogram, Tiroid ile ilgili test, HbA1c testlerini istedi.
Durum:
Tüm yapılanlanlardan sonra kemoterapi sonrasında annemin tiroid bezlerinin doğru çalışmadığı kemoterapi öncesi yapılan ilgili testte normal olduğu. Kemoterapi öncesi tansiyon normal düzeyde iken şimdi 16-9 ve 18-10 gibi düzeyere yükseldiği, kan şekerinin insülin salgılanmasına rağmen düşmediği ve yükseldiği sonuçlarına ulaşıldı. 3.kür sonrasında BT vücut tomografisi isteyen onkoloğumuza BT’nin radyasyon yayması sebebiyle kanser hücrelerini tetikleme ihtimali olup olmadığı zararlı olup olmayacağı yönünde ki sorumuza verdiği cevap “Kemoterapi’den daha zararlı olmadığı” oldu. Tüm bu endişelerimizi söylememize rağmen Bizi kalp kontrolü için Kalp ve Damar ile ilgli bölüme gerekli kontroller için ya da tiroid ile ilgili gerekli kontroller için yönlendirmedi. Amerikan Ulusal kanser Birliği topluluğa ait olan aşağıda ki adresde varolan Xeloda ilacı ile ilgili uyarıları göz önünde bulundurduğumuzda bu ilacın annemin sağlığını bozduğu ortadır.
http://www.cancer.org/Treatment/TreatmentsandSideEffects/GuidetoCancerDrugs/capecitabine
Before taking this medicine
“Tell your doctor…
If you have any medical conditions such as kidney disease, liver disease (including hepatitis), diabetes, gout, or infections. These conditions may require that your medicine dose, regimen, or timing be changed.
If you have heart disease, congestive heart failure, or any other heart problem. This drug may damage the heart, which may be worse if you already have a heart problem.
If you lack dihydropyrimidine dehydrogenase (DPD deficiency). DPD is an enzyme the body uses to process this drug. This inborn genetic abnormality can cause extreme side effects if you use capecitabine or 5-FU.
.....
If you think you might want to have children in the future. Some drugs can cause sterility. Talk with your doctor about the possible risk with this drug and the options that may preserve your ability to have children.
About any other prescription or over-the-counter medicines you are taking, including vitamins and herbs. In fact, keeping a written list of each of these medicines (including the doses of each and when you take them) with you in case of emergency may help prevent complications if you get sick.”
Kısaca daha önce kalp hastalığı olanlarda hastalığın ciddileşebileceği, kalp durması yada krizi gibi sonuçlar doğuracağı, şeker hastalığı olanlarda kullanılırken dikkatli kullanılması gerektiği. Böbrek problemi olanlarda dikkatli kullanılması gerektiği. Karaciğer problemi olanlarda dikkatli kullanılması gerektiği. DPD enzimi eksikliğinde bu ilacın vucütta işlenmesini sağlayan bu ienzim eksikliği ciddi ekstra yan etkileri doğurur yönünde açıklama ve kullanılmadan ilgili testin yapılması gerektiği.
İlacın kendi adresinde ilacı kullanılmadan DPD enzim testi yapılması gerektiği yazıyor bu testlerde anneme uygulanmadı.
Ayrıca kemoterapi öncesi kemoterapinin bahsedilen anlamda etkili olup olamayacağına dair uygulanan bazı testler var. Bunlar Türkiye’de hiçbir hastaya uygulanmıyor. Bu testlerde başarılı olacağına dair sonuç çıktığında gerçekte ilaçtan olumlu sonuç alınabileceği ihtimali de %70 oluyor en az. Olumsuz sonuçlarda neredeyse kesin bir olasılıkla ilacın başarısız olacağını açıklıyor. Bu testlerde anneme yapılmadığından şu anda 2 ayı aşkın süredir süren tedavi olumlu gitmiyorsa bu süre zarfında hem yan etkilerden dolayı oluşan zarar ve hastalığın kötüye gitme ihtimalinden kaynaklanan kayıplar annemin hayatına mal olabilir. Bu testler Human Tumor Assays (the term used by Medicare) Chemosensitivity and Resistance Assays (CSRA's), and Human Tumor Live Cell Assays (HTLCA's).
Sonuç:
İlk tetkikler yapıldığında söylenen ve kemoterapi tedaviye yönelik değil hastanın hayatını uzatmak için yapılacağı yönünde ki açıklama, ve metastas yapmış kolon kanseri ile ilgili yapılan araştırmalarda “
Chemotherapy, radiation therapies may be given alone or in combination to relieve symptoms and prolong survival.” Kemoterapi ve/veya radyoterapi diğer terapiler hastalık belirtileri önlemek ya da hastanın hayatını uzatmak için yapılan tedaviler olduğu açıktır. Amerikan FDA’nın ve Avrupa’da bazı ülkelerde onaylı olan monoclonal antibody terapileri, hedefsel terapi, immunoterapi, hypertermia, Kan Stem Hücreleri, Dendritic Cells http://www.dicle.edu.tr/fakulte/tip/dergi/yayin/10.dendritikhucreler.pdf, Photodynamic Terapi, Hormon Değişimi, Hormon Tedavisi, Moleküler Hedefli Terapiler gibi onaylı tedaviler hastalığın tedavisi amacı ile yapılıyor ve en azından hastanın vücuduna yan etkileri daha az. Ve araştırmacılarında kemoterapi ile ne kadar az yol aldıkları yönünde ki açıklamaları özellikle ilaç olarak piyasaya sürülmüş Moleküler Hedefli terapi ilaçlarının akçiğer, kolon ve birkaç türü içinde kullanılmaya başlandığı düşünülürse. Ayrıca Dünya Sağlık örgütünün 2010 yılı raporunda kanserden ölen insanların %50’sinin kemoterapiye bağlı yan etkilerden kaynaklandığı söylenmektedir. Karaciğer metastazında kemoterapinin %10 dan az işe yaradığı ve çoğunlukla kanseri hızlandırdığı WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından belirtilmiştir.
Kemoterapinin ciddi yan etkileri şimdiden ortaya çıkmışken , tiroid bezlerinin doğru çalışmaması ve tansiyon ve kalp problemi ayrıca nefes alıp vermede güçlük gibi belirtiler ve ilk günden yapılan ve araştırmalarında söylediği metastas olan kolon kanserlerinde kemoterapi tedaviye yönelik değil hastanın hastalık belirtilerini ortaya kaldırmak ve ömrünü uzatmak yönünde açıklamalar doktorlarca bizim bu tedaviye değil başka tedavi alma hakkımızı değerlendirmemize neden olmuştur.
Almanya’da bir klinikte uygulanan ve Dentric Cells ve hyperthermia terapilerinin uygulandığı bir klinikte tedavimizin gerçekleştirilmesini istiyoruz ama Sosyal Güvenlik Kurumu bu kuruma ait masrafları karşılamadığını söylüyor. Bu klinikte tedavimizin ciddi bir hastalık olması sebebiyle en kısa sürede başlaması için gerekli işlemlerin yapılmasını arz ederim.
Ayrıca bu tedavilerin ülkemizde onaylanıp tüm hastalarımıza bunların uygulanabilmesini diliyorum. Tüm Dünyadan bu kliniklere insanlar tedavi amaçlı gidiyor, neden bizim ülkemize gelmesin bu insanlar. Lütfen bu hayra vesile olun annemi’de kurtarın.
Kenan SALTIK
ksaltik@hotmail.com
0544 466 77 75
İhlas Marmara Evleri
2.Kısım 1. Ada A2 Daire:14
Yakuplu/Beylikdüzü/İstanbul
Allah Rızası İçin Yardım Edin
http://www.youtube.com/watch?v=EG8IbubwqEU&feature=related
Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan tümölerin yakarak tedavisi ile ilgili neden hastalara onkologlar bilgi vermiyorlar. AZ önce görüştüğümüzde bunun annem için mümkün olamayacağı söylendi.
http://www.youtube.com/watch?v=CB9G1nAI6AI&feature=related
İlgili haberde kanser hastalarının kanserden değil kansere bağlı yan etkilerden ölebileceğine işaret ediliyor.
http://www.youtube.com/watch?v=bQS-lweJfZM&feature=related
Erkan Topuz açık ve seçik herşeyin para üstüne döndüğünü söylüyor. Neden ölmemizi istiyorsunuz.
http://www.haberturk.com/saglik/haber/697612-kanser-tedavisinde-yeni-donem
Kanser tedavisinde yeni dönem
Kanser tedavisinde klasik hale gelmiş cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi yöntemlerine bir yenisi daha eklendi. Vücut ısısını yükselterek kanserli dokuyu yok etmede başarılı sonuçlar veren "hipertermi" artık Türkiye'de de uygulanıyor
16 Aralık 2011 Cuma, 12:07:56
GAZETE HABERTÜRK / Ceyda ERENOĞLU
Hipertermi ısıyla tedavi anlamına geliyor ve bu uygulama, tüm vücudu veya vücudun yalnızca bir bölümünü (karın, göğüs vb) 40 42 dereceye kadar ısıtan farklı makinelerle gerçekleştiriliyor. Osmanoğlu Hastanesi İç Hastalıkları ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Berkarda, hipertermi tedavisinin kanser hücrelerinin karşı koyma gücünü azaltıp bu hücrelere hasar verdiğini, buna karşın uygulamayla normal hücrelere hiçbir zarar gelmediğini söylüyor.
HEDEF KANSER HÜCRESİ
Avrupa ve Amerika'da 70'li yıllardan beri uygulanan yöntem, Almanya'da 100 civarında merkezde gerçekleştiriliyor. Hipertermi yöntemiyle verilen ısı, kanser hücresinin zarının bozulmasını, içinde laktik asit birikmesini ve çekirdeğindeki DNA zincirlerinin kırılmasını sağlıyor. Bu sayede kanser hücresi hasar görüyorken, normal hücreler bu durumdan etkilenmiyor ve bağışıklık hücreleri olan lenfositler canlandığı için bağışıklık aktivitesi artıyor. Berkarda, "Hipertermi uygulaması kanser hücrelerinin çöküşüne, bağışıklık hücrelerinin ise artışına yol açıyor" diyor.
YENİ ARAYIŞLAR ŞART
Kanser tedavisinde çok sayıda ilaç bulunsa ve bu alanda büyük gelişmeler yaşansa da günümüzde kanser hastalarının ancak yüzde 50'sinin tedaviyle iyileştiğini, yüzde 50 hastanın ise gördükleri tedaviye rağmen yaşamlarını yitirdiklerini belirten Berkarda, "Bir hastalıkta yüzde 50 kayıp var ise daima farklı arayışlar içinde olunmalı" diyor. Berkarda'ya göre günümüzde kanser hastalarında uygulanan tedaviler bir noktadan sonra sonuç vermeyebiliyor. Bu süreçte, "Daha başka ne yapılabilir" soru ve arayışlarının kendilerini hipertermi uygulamasına götürdüğünü söyleyen Berkarda, yöntemin Türkiye'de bu şekilde başladığını belirtiyor.
TEDAVİNİN 4. AYAĞI
Hipertermi; cerrahi, radyoterapi ve kemoterapiyle birlikte kanser tedavisinin 4. ayağı olarak görülüyor. Uygulamanın tek başına kanseri yeneceği düşüncesi ise doğru görülmüyor. Yöntem birçok hastada tedavinin yetersiz kaldığı durumlarda tamamlayıcı bir alternatif olarak değerlendiriliyor. Kemoterapi ve radyoterapi ile birlikle uygulanması halinde ise sonuçların daha yüz güldürücü olduğu belirtiliyor.
HANGİ TÜRDE ETKİLİ?
Hipertermi vücut bağışıklığını artırıp kanser hücrelerini zayıflattığı için hemen tüm kanser türlerinde etkili sonuç veriyor. Buna karşın tedaviye daha iyi yanıt alınan ve bu konuda öne çıkan kanserlerin; akciğer, meme, kalınbağırsak, prostat, mide, pankreans ve mesane olduğu belirtiliyor. Uygulamayla sağ kalım oranlarındaki artış da dikkat çekiyor.
'EVİNE GİT' DENEN HASTAYA UMUT
Hipertermi tedavisi, hastaların genel durumunu bozmadığı gibi kemoterapiyle birlikte uygulanması halinde yaşam şansını artıyor. Prof. Dr. Berkarda, hipertermi tedavisiyle 3 5 ay ömrü kalan hastaların yaşamını 12 yıla çıkarmayı hedeflediklerini söylüyor. Yöntemin yapılacak şey kalmayan hastalar için umut verici olduğu ve tedavide çığır açtığı belirtiliyor. Tıptaki gelişmeler, kanserin başlangıç evresinde olduğu hastaları daha şanslı kılıyor. Örneğin erken evre meme kanserli bir hastanın memesinin alınarak radyoterapi ve kemoterapi yapılması halinde bu durum rutine bağlanıyorsa bu hastalara dokunulmuyor. Berkarda hipertermi yönteminin, tıbbın çözüm bulamadığı ve "Hadi evine git" denilen hastalarda daha iyi sonuç verdiğini söylüyor.
DEĞİŞİM HEMEN FARK EDİLİYOR
Hipertermi tedavisinde 3 seanstan sonra hastanın ağrılarının azaldığı ve iştahının açıldığı gözlemleniyor. İyileşme sonrasında bağışıklığın devam etmesini sağlamak amacıyla uygulamaya ayda bir sıklıkta devam edilebiliyor. Berkarda, yöntemi günde 10 kadar hastaya uyguladıklarını, yatağa düşmüş, ağızdan beslenemeyen, genel durumu bozulmuş hastaların bundan yarar sağlayamayacağını, uygulamadan genel durumu iyi olan ve makineye yürüyerek girip çıkabilecek hastaların yararlanabileceğini belirtiyor. Hiperterminin, kanserin bir alt grubu olan sarkomlarda etkili olacağı düşünülmüyor.
UYGULAMANIN ADIMLARI
Hipertermi uygulamasından önce hastanın hastalığının derecesi belirleniyor ve ısıtma işlemi tümörün yayılma durumuna göre ya tüm vücuda ya da kanserli dokunun bulunduğu bölgeye uygulanıyor.
Tüm vücudu kapsayan uygulamada, hastanın yatar pozisyonda ve cihazın üstünün kapalı olup tüm vücudunun ısıtılması gerekiyor. Bölgesel hipertermide ise uygulama elektrotların hastalıklı bölgeye konulmasıyla gerçekleştiriliyor.
Hipertermi tedavisi hastanın durumuna göre haftada 1-2 kez uygulanıyor. Tüm vücuda uygulama süresi 1-2 saat aralığındayken, bölgesel uygulama bir saate yakın sürüyor. Prof. Dr. Berkarda "Hipertermi, kemoterapi ve radyoterapi ile aynı gün içinde de uygulanabilir" diyor ve aynı anda yapılan tedavilerden daha iyi sonuç alındığına dikkat çekiyor.
Neden bu Tedavi?
Detayı linkte ve aşağıda
The first MAbs were made entirely from mouse cells. One problem with this is that the human immune system will see these antibodies as foreign (because they're from a different species) and then will mount a response against them. This can sometimes cause allergic-type reactions. It also means that the antibodies may only work the first time they are given; after that, the body's immune system is primed to destroy them before they can be helpful.
Immunetherapy için yapılan ilaçlar hayvan kanından yapıldığından vücudun savunma sistemi tarafından yok edilmeye çalışılıyor. Her insanın kendi kanından yapılsa vücud kendine ait olanı tanıyabilecek. Kişiye özel tedavininde gelir getirisi az olacağı kaygısı heralde bireysel olarak tedavi konusunu gündeme getirilmesine engel oluyor. http://www.cancer.org/Treatment/TreatmentsandSideEffects/TreatmentTypes/Immunotherapy/immunotherapy-types-of-immunotherapy
Even though
placebos are not active medicines, they seem to help some patients. The effects
of placebos may occur because the patient believes in the substance, the
treatment, or the doctor. Even if a person feels better after taking a placebo,
it doesn't mean the person's illness or symptoms were not real.
Tedavı edici olmayan haplar bazen bazı hastaların iyileşmesine
neden oluyor. Bu hastalığın gerçek olmadığı anlamına gelmiyor.
http://www.cancer.org/Treatment/TreatmentsandSideEffects/ComplementaryandAlternativeMedicine/index
Monoclonal antibodies are the most widely used form of cancer immunotherapy.
Monoclonal antibody therapy uses antibodies that are made in the lab rather than by a person's own immune system. These treatments do not require the person's immune system to start the fight against the cancer. Once the antibodies are given, they can then recruit other parts of the immune system to destroy the cancer cells.
The first monoclonal antibodies were made in the lab by fusing a myeloma (a type of bone marrow cancer) cell from a mouse with a mouse B cell that makes a certain antibody. The cell that results from this fusion is called a hybridoma.
Combining a B cell that can recognize one special antigen and a long-lived myeloma cell makes the resulting hybridoma cell a long-lasting, antibody-making factory. Because the antibodies made are all identical clones made from a single (mono) hybridoma cell, they are called monoclonal antibodies (sometimes abbreviated as MoAbs or MAbs).
The first MAbs were made entirely from mouse cells. One problem with this is that the human immune system will see these antibodies as foreign (because they're from a different species) and then will mount a response against them. This can sometimes cause allergic-type reactions. It also means that the antibodies may only work the first time they are given; after that, the body's immune system is primed to destroy them before they can be helpful.
Over time, researchers have learned how to replace some parts of these mouse antibody proteins with human parts. Depending on how much of the MAb is human, these are called chimeric or humanized antibodies. Some MAbs are now fully human, which means they are likely to be even safer and may be more effective than older MAbs.
An even newer approach uses fragments of antibodies instead of whole ones. Smaller pieces may be better able to reach a tumor, which may make them more effective.
Over the past 10 years or so, the Food and Drug Administration (FDA) has approved several MAbs to treat certain cancers, as seen in the table below.
Clinical trials of monoclonal antibody therapy are also being done on almost every type of cancer. As researchers have found more antigens that are linked to cancer, they have been able to make monoclonal antibodies against more and more cancers.
Dendritic Cell Araştırmaları
Bu hücrelerle yapılan tedavilerde bağışıklık sistemi tümöre karşı savaşıyor. Ayrıca tümör hücresinide tanımış oluyor ve tümörün tekrar gelişmesi olsalığıda çok az seviyelere iniyor. Kemoterapide bu söz konusu değil. Kök hücrelere hiçbir etkisi olmadığı aşağıda mevcut linklerde açıklanmıştır.
Karadeniz
Teknik Üniversitesi
27 ve 29 sayfalar
Dr. Mehmet SÖNMEZ
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Hematoloji Bilim Dalı, Trabzon
http://www.thd.org.tr/doc/kurs_pdf/mehmetsonmez.pdf
Dr. Emin OZYURT
İstanbul ÜniversitesiUniversitesi, Cerrahpafla Tıp Fakultesi, Noroflirurji Anabilim Dalı, İstanbul
http://norosirurji.dergisi.org/pdf/pdf_TND_60.pdf
http://tr.wikipedia.org/wiki/Antijen_sunumu
http://www.cologne-model.com/pdf/2007-01-17_19-41-21.pdf
http://www.ctf.edu.tr/anabilimdallari/pdf/249/Immun_Yanita_Katilan_Hucreler.pdf
Prof. Dr. Tezer Kutluk
Hacettepe Üniversitesi
http://www.asisempozyumu.org/3asisempozyumu/pdf/Tezer_Kutluk.pdf
Prof.Dr.Ercüment Ovalı. KTÜ-Ati Teknoloji Proje sorumlusu.
http://www.thd.org.tr/doc/kurs_pdf/tvebhucre.pdf
MARMARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ
1. ARAŞTIRMA GÜNLERİ
ARAŞTIRMA ÖZETLERİ
http://www.marmaramedicaljournal.org/pdf/pdf_MMJ_507.pdf
Stanford Üniversitesi
http://cancer.stanford.edu/research/immunology/dendritic.html
http://cancer.stanford.edu/research/immunology/cell_trafficking.html
http://cancer.stanford.edu/research/immunology/
http://en.wikipedia.org/wiki/Dendritic_cell
http://www.istanbul.edu.tr/itf/itfogrenci/attachments/079_antijen.yakalama.ve.sunma.pdf
http://projeler.gazi.edu.tr/index.php?process=SUMMARY&rid=3048
Cancer 'danger receptor' found, BBC News, 15 February 2009 http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/7888042.stm
Website of Dr. Ralph M. Steinman at The Rockefeller University contains information on DCs, links to articles, pictures and videos
http://lab.rockefeller.edu/steinman/dendritic_intro/
Personlized Dendritic Cell Vaccine Increases Survival in Patients With Deadly Brain Cancer
Kişisel Dendritic hücreler ile beyin
kanseri hastalarının yaşama şansını yükseltiyor.
UCLA's Jonsson Comprehensive Cancer Center
http://www.sciencedaily.com/releases/2011/03/110317093111.htm
http://www.rcsed.ac.uk/journal/vol46_1/4610003.htm
S. SATTHAPORN* and O. EREMIN*#
*Section of Surgery, E Floor, West Block, Queen's Medical Center, University
of Nottingham, Nottingham U.K. and #Research and Development , United
Lincolnshire NHS Trust, Lincoln, U.K.
DCs loaded with tumor lysates, tumor antigen-derived peptides, MHC class I restricted
peptides, or whole protein have all been shown to generate anti-cancer immune responses and
activity, including in some cases the ability to induce complete regression of existing tumor.
Eric Wieder, PhD
MD Anderson Cancer Center
Houston, TX USA
Dünyanın en başarılı Kanser Araştırma Merkezi MD Anderson Kanser Merkezi
http://www.celltherapysociety.org/files/PDF/Resources/OnLine_Dendritic_Education_Brochure.pdf
DENDRITIC CELL THERAPY
Dendritik hücre güçlü hücreler olmalarına rağmen, güçlü bir
immün yanıt için genellikle yeterli miktarda mevcut değildir. Dendritik hücre
tedavisi, hastanın kendi kanından kan hücrelerinin (monositler) hasatını içerir
ve laboratuarda dendritik hücreler üretilir. Ve böylece hastaya geri verilerek
büyük oranlarda dendritik hücre katılımı sağlanır ve immüne sistem bağışıklık
sistemini en iyi şekilde aktivite eder.
http://www.dendritic.info/DCTherapy.html
Amerikan
Ulusal Kanser Enstitüsü Amerikan FDA Gıda ve İlaç Dairesi Dendritic Hücre DCs
onayladı.
http://www.cancer.gov/cancertopics/factsheet/therapy/cancer-vaccines
''KANSER HÜCRELERİ DE BİÇİLEN
ÇİMLER GİBİ TEKRAR BÜYÜYOR''
Hücresel Tedavi Derneği Başkanı ve Sağlık Bakanlığı Kemik İliği ve Kök Hücre Bilim
Kurulu Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan da yeni çalışmaya ilişkin yaptığı
değerlendirmede, dünyada artık ''Targeted'' denilen, hedeflenmiş
tedavinin ön plana çıktığını söyledi.
Bir çok kanser türünde kemoterapi ve radyoterapiden yanıt alınamadığına işaret
eden İlhan, şu bilgileri aktardı:
''Son 2 yılda kansere yol açan kanser kök hücresinin varlığı bir çok bilimsel araştırmayla ortaya
kondu.Türkiye'de düzenlenen son Hücresel Tedavi Kongresinde ve Fransa'da
gerçekleştirilen Dünya Kök Hücre Toplantısında da bu konu üzerinde duruldu. Yapılan
çalışmalarda, varlığı tespit edilen 18 kanser kök hücresinin kemoterapi ve ışın tedavisine dirençli olduğu
saptandı.''
Işın ve kemoterapiye rağmen kanserin nüksetmesini, biçilen çimlerin tekrar
büyümesine benzeten İlhan, ''Çimler biçildiğinde nasıl ki kökleri toprakta
olduğu için tekrar büyüyorsa, kanser hücreleri de, bu kök hücreler yok edilemediği için bir süre
sonra tekrar ortaya çıkıyor. Bu nedenle kanser kök hücresinin yok edilmesi tedavide çok önemli'' diye konuştu.
Prof. Dr. İlhan, Ertük'ün buluşu sonrasında beklenen gelişmelerle ilgili de
şunları kaydetti:
''Kanser kök hücresinin bulunması, tedavide neyle baş edileceğinin bilinmesi
açısından büyük önem taşıyor. Kanser kök hücresinin bulunması, tedavide bir
basamak ileri gidilmesini sağlayacak. Kanser tedavisinde her kanserin kök
hücresine karşı aşı ve ilaç geliştirilmesiyle tedavide büyük başarı elde
edilebilecektir. Sağlık Bakanlığının Kemik İliği ve Kök Hücre Bilim Kurulu'na
bu yönde bir başvuru yapıldığı takdirde mutlaka değerlendirilecektir.'' (AA)
Bağışıklık
sistemimiz, bizi hastalıklara karşı koruyan özel bir sistemdir. Peki bunu nasıl
yapar? Alman biyolog Suzanne van Helden, dendritik hücrelerin lenf düğümüne
doğru hareket etmeden önce, yapışkan ayaklarını kaybettiklerini keşfetmiştir.
Bu sayede hücreler, daha hızlı hareket edebilmektedir.
Büyümemiş dendritik hücreler
bezlerde antijen aramaya başlarlar. Antijenlere maruz kaldıktan sonra, oldukça
ihtimamlı bir büyüme sürecine tabi tutulurlar. Büyüme sürecinde, dendritik
hücreler T hücrelerini aktive etmek üzere lenf düğümlerine adeta göç ederler.
Gelişmemiş dendritik hücreler, kan akışında devriye gezerler ve bezlerde
yabancı madde ararlar. Ayakları, yani podozomlar, hücrenin yavaş adımlarla
ilerlemesine olanak sağlar.
Gelişmemiş dendritik hücreler herhangi bir problem tespit ettiklerinde, süratle
T hücrelerine durumu rapor eder ve onları yaklaşan tehlike hakkında haberdar
ederler. Ancak; yapışkan ayakları, bu aşamada, dendritik hücreler için bir
engel teşkil etmektedir. Bu yüzden, hücre negatif bakteri ile temasa geçerek
podozomlarından ayrılır ve ayaklarını bırakarak yoluna devam eder. Böylece
gelişmiş dendritik hücreler T hücrelerine süratle ulaşabilirler.
T hücreleri, durumdan haberdar olur olmaz, müdahil olur ve hastalıklı
bezlerdeki sorunları gidermeye başlarlar.
Görüldüğü üzere, savunma sistemimiz adeta dev bir askeri güç gibi çalışmaktadır.
İstihbarat teşkilatı, emir-komuta sistemi, raporlama, risk analizi, risk
yönetimi ve strateji geliştirme gibi son derece kompleks süreçler vücudumuzun
içindeki birkaç santimlik alanda süratle ve sessizce gerçekleşmektedir.
Her bir hücre, kendi görevini istisnasız yerine getirmekte ve büyük bir
fedakarlıkla bizim için çalışmaktadır.
Şüphesiz, kıyas yapabilecek, karar verebilecek bir şuuru olmayan hücrelerin
tehlikenin ne olduğunu bilmeleri ve tespit etmeleri; durumdan başka bir hücreyi
değil de sadece T hücrelerini haberdar etmeleri, onlara süratle ulaşmak için
büyük bir fedakarlıkta bulunup kimi organlarını feda etmeye karar vermeleri,
gram-pozitif ile gram-negatif bakterilerin varlığından haberdar olup onları
uzuvlarından gram-negatifin ayrabileceğini tespit ederek onlarla birleşmeye
karar vermeleri gibi bir durum söz konusu olamaz.
Her bir hücreye görevini Allah ilham etmiş ve her bir hücre de itaat etmiştir.
Kaynak:
http://www.sciencedaily.com/releases/2008/11/081125113329.htm
Aşağıda Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsünün Klinik Deney Sonuçları Sayfasında Yaptığım araştırmada Annemede verilen Bevacizumab ilacı ile klasik kemoterapi ilaçlarının birlikte kullanımı çok ciddi yan etkilerinin olma olasılığını yükselticeği ve ölüme neden olacağı yazıyor.
When Combined with Chemotherapy, Bevacizumab Is Associated with Increased Risk of Death
Cancer patients who receive the targeted therapy bevacizumab (Avastin) in combination with chemotherapy are at increased risk of serious side effects that may lead to death, according to a meta-analysis of 16 clinical trials that was conducted by researchers at Stony Brook University School of Medicine in New York. The results were published February 2, 2011, in JAMA.
http://www.cancer.gov/clinicaltrials/results/summary/2011/bevacizumab-risk2011
Deney
Aşamasında İlaçlar Hastların İzni Alınmadan Kullanılıyor
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT00483834?term=xeloda+Bevacizumab&rank=6
Bevacizumab has recently been shown to improve survival when combined with chemotherapy in patients with previously untreated metastatic colorectal cancer. Bevacizumab is usually given together with infusional 5-FU, which requires a central line. A central line is inconvenient for patients, and may increase risk of infection, and thrombosis. Furthermore, a central line increases resource demands for interventional radiology, chemo daycare. Capecitabine is administered orally, and converted to 5-FU intracellularly. Chronic administration of capecitabine mimics infusional 5-FU. This study is designed to evaluate whether the combination of irinotecan, capecitabine and bevacizumab is effective as a first-line therapy for patients with metastatic colorectal cancer.
Drug: Bevacizumab
Drug: Irinotecan
Drug: Capecitabine
Bu 3 ilacın daha önce terapi görmemiş hastalarda başlangıç tedavisinde başarılı
olup olmadığına dair deney. Türkiye’de hastalara direkt veriliyor.
http://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT00203411?term=xeloda+Bevacizumab&rank=7
The purpose of this study is to evaluate the safety and effectiveness of the bevacizumab and capecitabine combination in frail patients with untreated metastatic colorectal cancer.
Drug: Bevacizumab
Drug: Capecitabine
Bu 2 ilacın daha önce terapi görmemiş hastalarda başlangıç tedavisinde başarılı
olup olmadığına dair deney. Türkiye’de hastalara direkt veriliyor.
The goal of immunotherapy is to help the body to recognize cancer cells as a threat and activate immune cells to attack the cancer.
Cancer cells are once normal cells that have gone awry. However, the immune system—the body’s natural defense system against disease—does not distinguish cancer cells from normal cells. For this reason, cancer cells are permitted to grow in the body.
Amaç vücudun kanser hücrelerini tanımasını ve bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine saldırmasını sağlamak.
Kemoterapi ile yapılan tedavide vücud kanser hücrelerini tanımadığından hastalık tekrar nüksedip büyümeye başlayabilir.
Klinik Denemeler Sayfası
Tedavi Çeşitleri ( Amerikan Gıda ve İlaç Dairesince Onaylı FDA)
argeted therapy is a newer type of cancer treatment that uses drugs or other substances to more precisely identify and attack cancer cells, usually while doing little damage to normal cells.
Burda da ifade edildiği gibi “while doing little damage to normal cells” normal dokulara daha az zarar veriyor normal kemoterapiye göre fakat burda da normal dokulara verilen zarar küçümsenmeyecek boyutlarda.
Amaç vücudun kanser hücrelerini tanımasını ve bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine saldırmasını sağlamak.
Kemoterapi ile yapılan tedavide vücud kanser hücrelerini tanımadığından hastalık tekrar nüksedip büyümeye başlayabilir.
Dendritic cell vaccine piyasaya sürülmüş ilaçlarda vardır.
Monoclonal antibodies are given intravenously (injected into a vein). Compared with the side effects of chemotherapy, the side effects of naked MAbs are usually fairly mild and are often more like an allergic reaction. If they do occur, it is most often while the drug is first being given.
ISI tedavisi ile kanser hücrelerinin yok edilmesi esasına dayanıyor.
http://www.cancer.org/Treatment/TreatmentsandSideEffects/TreatmentTypes/index
Daha çok ameliyat ve bazı kanser türlerinin tedavisinde kullanılıyor.
Kanser hücrelerinin gerek duyduğu enzim ve hormonarın engellenmesi ile yapılan tedavi.
Moleküler hedefli kanser tedavisi
Kanser tedavisinde devrim olarak nitelendiriliyor. Kanser hücrelerine kan akımını
engellemek üzerine kurulu.
Bağlantıda video da David Garfield, MD yaptığı açıklama kemoterapiye uzun süredir takılı kaldık ve kemoterapi ile ne kadar az yol aldığımız ortadır.
University of
Colorado Health Sciences Center
http://www.ntvmsnbc.com/id/25282264/
ntvmsnbc
Güncelleme: 13:50 TSİ 24
Eylül. 2011 Cumartesi
İSTANBUL - Gazi
Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Prof.
Dr. Emin Ersoy ve Prof. Dr. Ekmel Tezel ile Hacettepe Üniversitesi’nden Biyolog
Dr. Alper Doğan, dünyada ilk kez ABD'li bilim adamı Larry Weisanthal tarafından
geliştirilen, halen ABD'nin bazı eyaletleri ve Avrupa'da uygulanan
kişiselleştirilmiş kemoterapi uygulamasına yeni bir boyut kattı.
Bilim insanları, kanser
tedavisinde kullanılan kemoterapötik ilaçlarda hasta için en etkili ajanın seçilmesini
sağlamak üzere Hacettepe Üniversitesi teknoparkında kurulan şirket aracılığıyla
bir yazılım geliştirdi. Hacettepe ve Gazi üniversitelerinde klinikte
uygulanmaya başlanan proje, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve
Destekleme İdaresi Başkanlığınca (KOSGEB) da desteklenerek, kredilendirildi.
Bir yıl içinde bitirilmesi
planlanan projede, meme kanseri, baş-boyun ve yumurtalık tümörü bulunan 90
hastanın tedavisinde hangi kemoterapötik ajanların etkili olduğu tespit
edilecek ve hastaya uygun tedavi yöntemleri izlenecek.
AMAÇ KEMOTERAPİNİN YAN ETKİLERİNİ
ELEMEK
2. Minimal İnvaziv Cerrahisi Kongresi’ne katılmak üzere Antalya'ya
gelen Türkiye Laparoskopik ve Endoskopik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Emin
Ersoy, yaptığı açıklamada, günümüzde kanser tedavisinde cerrahi, kemoterapi,
radyoterapi ve hormonoterapi gibi tedavilerin başarıyla uygulandığını söyledi.
Her gün yeni bir araştırma yapılarak kansere çare arandığı bir dönemde, lenfoma
ve benzeri bazı kanser türlerinin tamamına yakınında tedavi sağlanırken, birçok
kanser türünde henüz başarılı sonuçlar elde edilemediğini vurgulayan Ersoy, bu
nedenle hastaların kaybedildiğini ifade etti.
Kanser hastalarının tedavisinde
cerrahinin yerinin inkâr edilemez boyutta olduğuna işaret eden Ersoy, ''Cerrahi
ile görünebilen tüm kanserli dokuların organizmadan uzaklaştırılması, tedavinin
en önemli basamağıdır. Bunların yanı sıra cerrahi sonrasında verilen
radyoterapi ve kemoterapinin de tedavideki önemi büyüktür'' dedi.
Kemoterapötik ilaçların,
kanserin türüne göre daha önce denenmiş bir takım protokollerle hastalara
uygulandığını belirten Ersoy, ''Bu tür ilaçların tümü aynı zamanda organizmaya
toksik, ciddi yan etkileri olan ve pahalı ilaçlardır'' diye konuştu.
Kemoterapinin hastalara olan
yan etkilerini elemek amacıyla hazırladıkları projenin KOSGEB tarafından
desteklenerek, kredilendirildiğini anlatan Prof. Dr. Ersoy, başarılı sonuçlar
elde edilmesi durumunda sağlık harcamalarında da büyük tasarruf sağlanacağını
söyledi.
HASTANIN KANSERLİ DOKUSU ÇOĞALTILIYOR
Dünyada ilk kez Kaliforniya'da kendi enstitüsünde onkoloji
çalışmaları yürüten Larry Weisanthal tarafından uygulanmaya konan
kişiselleştirilmiş kemoterapi programını Hacettepe ve Gazi üniversitelerinde
kliniğe aktardıklarını anlatan Ersoy, hastanın kendisine ait kanserli dokudan
alınan örneğin, laboratuvar şartlarında çoğaltıldığını kaydetti.
Çoğaltılan kanserli dokuların
üzerine, etkin olması düşünülen kemoterapötik ajanların konulduğunu belirten
Ersoy, bu testle, hasta üzerinde hangi ajanın daha etkin olduğunun
belirlendiğini ifade etti.
Ersoy, şöyle konuştu: ''Olay
tıpkı bir mikroorganizmaya etkin olan antibiyotiğin bulunması gibidir. Yani bir
çeşit antibiyogramdır. Laboratuvar şartlarınde etkinliği saptanan ajanlar,
tedaviyi yapacak onkoloğa sunulmakta ve onkolog da uygun olan protokolü bir yol
gösterici olan bu teste göre seçebilmektedir. Bu test, bir yönteme ya da
tedaviye alternatif değildir, yol gösterici ve yardım edicidir.'
YAZILIM GELİŞTİRDİLER
Prof. Dr. Ekmel Tezel de hastaların kemoterapinin yan etkilerinden
korunması için medikal onkologlara yardımcı olmak istediklerini belirterek,
''Hastanın etkisiz ajanları almaması, kemoterapinin yan etkilerden korunmasını
sağlayacaktır'' dedi.
Weishental'ın klinik destekçileri
olduklarını belirten Tezel, bununla birlikte klinikte uygulanan ve geliştirme
çalışmaları süren kişiselleştirilmiş kemoterapinin daha etkin olması amacıyla
dünyada uygulanandan farklı olarak, yazılım geliştirdiklerini anlattı.
Prof. Dr. Tezel, şunları
söyledi: ''Weishental, test sonuçlarını mikroskop altında tecrübelerine
dayanarak yorumluyor. Bunun yarı subjektif bir tarafı var. Biz ise Biyolog
Alper Doğan'ın geliştirdiği programla değerlendirmeyi göz yerine bilgisayarla
yapıyoruz. Bu sayede daha hızlı ve etkili olmaya çalışıyoruz. Program klinikte
uygulanıyor. Toplam 3 hastalık grubunda 30'ar hastada etkili ajanı tespit
edeceğiz ve tedavi buna göre yapılacak. Başarılı sonuçlar elde edersek, etkisiz
kemoterapötik ajanların yarattığı toksik etkilerden hastaları koruyacağız ve
aynı zamanda ülkelerin sağlık harcamalarında etkin şekilde tasarruf sağlanacak.
Çalışmamız bir yıl içinde tamamlanacak. Elde ettiğimiz ilk sonuçlarımız
başarılıdır.''
Kanserde Kişiye Özel Tedavi!
Tıp dünyası çağımızın vebası kansere
karşı pek çok yöntem üzerinde çalışıyor… Yapılan bir araştırma gösteriyor ki,
ABD’de metastatik beyin tümörlerinden her yıl 180 ile 500 bin kişi
yaşamını kaybediyor.
Bilim adamları bu nedenle beyin tümörünün tedavisi üzerinde yoğunlaşmış
durumda. Aynı cins tümör bile olsa herkese aynı tedavinin uygulanması artık
doğru bir yaklaşım olarak görülmüyor.
Geçtiğimiz yıllarda ABD’de beyin tümörüne karşı geliştirilen aşı da, bu
yaklaşımın bir sonucu… “Glioblastoma” tümörüne karşı geliştirilen aşı, herkesin
kendi tümöründen alınan bir parçayla üretiliyor!
Amaç Hastaların Yaşam
Süresini Uzatabilmek…( İyileştirmeye Yönelik Tedaviler Varken Kemoterapi
hastanın ömrünü uzatmıyor öldürüyor onu!)
Florence Nightingale
Hastaneleri Nöroşirürji Bölüm Koordinatörü Prof. Cengiz Kuday, tıp dünyasında
beyin tümörlerinin tedavisi ile ilgili yeni bir yaklaşım belirlendiğini
kaydediyor.
“ABD’de de bazı büyük merkezlerde tümörün moleküler yapısı inceleniyor. Ondan
sonra tedavi yolu çiziliyor” diyen Prof. Kuday, tümörün cinsi aynı olsa da, iki
ayrı kişide aynı tedavinin işe yaramadığını söylüyor.
Prof. Kuday, “Yani Ahmet Mehmet’in tümörü aynı bile olsa tümör moleküler
profili farklı. Bu ne demektir hepsinin aynı tedaviye cevabı farklı. Aynı
tümörde biri 3 ay yaşıyor da, biri 3 yıl yaşıyor. Bu nasıl oluyor? Tümör
profilindeki farklılıktan dolayı” diye konuşuyor.
Her kişideki tümörün farklılığını ortaya koyan analizin ileri teknoloji
gerektirdiğini belirten Prof. Kuday, bu durumun çok yeni olduğunu kaydediyor.
Prof. Kuday’ın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de bu inceleme henüz yapılmıyor.
Her tümöre aynı tedavi uygulanıyor. Çünkü bu profil yapısını incelemek daha
yeni yeni ortaya çıktı. ABD’de de sadece bazı büyük merkezlerde var.
Metastatik ve beynin kendi yapısından kaynaklanan (primer) tümörlerin
bulunduğunu belirten Prof. Kuday, mesastatik (başka organlardan beyne sıçrayan)
tümörlerin sayıca daha fazla olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Eskiden bu
metastazlarda birden fazla olunca ameliyat etmezdik. Bugünkü konsept birden fazla
da olsa teknik olanaklarımız yeterli. Bunların büyük bir kısmı tekrar ameliyat
edilebiliyor.”
Tümörün Profiline Göre Tedavi
“Yüzlerce değişik şekilde tedavi
var. Kemoterapi bazı hastalarda hiç faydalı olmuyor. Aynı cins tümör olsa da
birinde faydalı oluyor, diğerinde faydalı olmuyor. Ezbere de kullanılmaz. Çünkü
yan etkileri var. Bu profil yapılmadan kemoterapi yapmak ya da radyoterapi
yapmak bana göre doğru değil. Maalesef bugün radyoterapinin artı kemoterapinin
beyin tümörlerindeki yaşamı uzatma marjı çok kısa. Nöroonkoloji ise tümörün
genetik moleküler yapısının incelenmesi ile şekilleniyor” diyen Prof. Kuday,
ilerde anne karnındayken kişinin tümöre yatkın olup olmadığının tespit
edilebileceğini söylüyor.
Prof. Kuday, beyin tümörlerinde (çıkarılabildiği ölçüde) cerrahinin hala
altın tedavi olduğunu vurguluyor.
Kuday, “Bazı tümörler var ki beyin sapının ortasına oturmuş bunu
çıkaramazsınız. Hangisinin tamamının ya da bir kısmının çıkarılması gerektiği,
tümörün yeri, büyüklüğü, hastanın yaşı ve genel durumu ile paralellik
gösterir” şeklinde konuşuyor.
Beyin Tümörü Aşısı Yolda!
Beyin tümörü aşısı ile ilgili
California Ucla Üniversitesi’nde büyük çalışmalar olduğunu kaydeden Prof.
Cengiz Kuday, oraya birçok kişini son çare olarak müracaat ettiğini belirtiyor.
“Dışarıdan gönderilen yani başka bir ülkede ameliyat edilip gönderilmiş
bir parça ile aşı yapmıyorlar. Ameliyat olmuşsa bile hasta tekrar ameliyat olma
şartı ile kabul ediyorlar. Aşı çalışmalarında tıp dünyasın henüz başlangıç
aşamasında" diyen Prof. Kuday, aşının belli tümörlere uygulandığını
kaydediyor. Kuday, bazı tümörlerin aşıya da ilaca da hassas olduğunu ama bazı
tümörlerin de ne aşıya ne ilaca hassasiyeti olmadığını açıklıyor.
Tedavisi Olmayan Hastalıklarda Yol
Kat Edilecek
2010-2013’e kadar aşı çalışmalarında
önemli mesafeler alınacağının altını çizen Prof. Kuday, sadece beyin tümörü
değil, tedavisi olmayan bazı hastalıklarda da tıbbın önemli bir yol kat
edeceğini belirtiyor. Prof. Kuday, konuyla ilgili şu bilgileri veriyor:
“Bir kere hastalara gereksiz ümit vermekten kaçınmak lazım. Henüz her
şey araştırma safhasında. Aşı üzerinde çalışmalar var. Her toplantıda
bunun bir kademe ilerlediğini de görüyoruz. Ama rutin kullanımda olan bir aşı
henüz yok. Ama belirli merkezlerde tümörün bir parçası alınıp bir aşı
hazırlanıp o tatbik ediliyor. Neticeler henüz kesin değil.”
Halkın Beklediği Mucize Tedavi!
Bilimsel açıdan mucizevi tedavinin
olmadığını vurgulayan Prof. Kuday, tedaviye adım adım ve zaman içinde
yaklaşılacağını belirtiyor. Beyin tümörünün tedavisinden önce ailenin
uyarılması gerektiğini söyleyen Prof. Kuday, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Aileye muhtemel neticelerden bahsetmek lazım. Biz tanrı değiliz ne kadar
yaşayacağını bilemeyiz ama muhtemel yaşam süresi, olabilecek komplikasyonlar,
tekrarlama oranı bunlar konusunda ailenin aydınlatılması, ameliyattan önce ya
da tedaviden önce şart.”
Sonuç
Kurtulan insanların kemoterapi ile
değil başka başka yöntemlerle kurtulduğu açıktır. Son umut olarak giden bir
hastanın durumunun ne olduğuda açıktır. Yapılacak birşey olmayan bir hastanın
kurtulmuş olması dahi mucizedir ki belli terapileri alıp vücud bağışıklık
sistemi tahripata uğramamış hastalarda daha iyi sonuçlar alınabileceği
düşünülebilir. Son umut olarak gidildiği söylenen bu açıklamalarda kemoterapi
ve radyoterapinin işe yaramaktan ne kadar uzak olduğudur.
AA
Güncelleme: 17:04 TSİ 14
Eylül. 2011 Çarşamba
ANTALYA - Talasemi Federasyonu
Genel Başkanı ve Akdeniz Kan Hastalıkları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Duran
Canatan, SDÜ Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğçe
Tülümen ile kapari üreticisi Murat Mıhladız, Antalya Gazeteciler Cemiyetinde
düzenledikleri basın toplantısında, kapari çayıyla ilgili araştırmanın
sonuçları konusunda bilgi verdiler.
Dr. Tülümen, lösemi,
lenfoma ve kronik bağırsak iltihaplarında kullanılan ilacın karaciğere toksik
etki yaptığını ve kemik iliğini baskıladığını söyledi. Bu nedenle ilaca bağlı
karaciğer hasarının geliştiği durumlarda kemoterapinin kesildiğini belirten
Tülümen, bu şekilde kanserin tekrarlayabildiğini kaydetti.
Yaklaşık 1 yıl sürdürülen
çalışmada 38 fareye kemoterapi ilacının yanı sıra kapari çayı verdiklerini
belirten Tülümen, çayın kan, kemik iliği ve dokularda antioksidan enzim
düzeyini belirgin şekilde yükselttiğini söyledi. Çayın farelerde bağışıklık
sistemini güçlendirdiğini ifade eden Tülümen, ''Önce farelere ilacı vererek
toksik etki oluşturduk. Ancak kapari ile birlikte ilacı verdiğimizde bu toksik
etkileri görmedik'' dedi.
Tülümen, yapılan araştırmaların kaparinin hiçbir yan etkisini
göstermediğini de belirterek, özellikle kemoterapi hastalarının kapari çayı
içmesinin faydalı olacağını kaydetti.
Araştırmanın Bilimsel Danışmanı
Talasemi Federasyonu Genel Başkanı ve Akdeniz Kan Hastalıkları Vakfı Başkanı
Prof. Dr. Duran Canatan da kapari çayını destekleyici tedavi olarak hastalarına
tavsiye ettiklerini söyledi. Kendi yakınlarına da kapari çayı ve salamurası
gönderdiğini ifade eden Canatan, kapari çayının kanser ilaçlarının toksik
etkisi azalttığını ileri sürdü. Canatan, şöyle konuştu:
"KEMOTERAPİ SÜRESİNCE KAPARİ
ÇAYI ÖNERİYORUZ"
''Kanser tedavisinde en önemli sorun devamlıktır, ilacın
kullanımındaki sıkıntıdır. İlacın sürekli kullanımında bir süre sonra karaciğer
enzimleri yükselince ki çocuklarda çok görüyoruz, ilacı kesmek zorunda
kalıyoruz. Karaciğer rahatlayınca tekrar daha düşük dozda başlıyoruz. Bu
süreçte hastalığın tekrarlama riski yüksek. Farelerde karaciğer enzimlerine
bakıldı. Kapari alan farelerde ilacın karaciğere toksik etkisini önlediği
ortaya çıktı. Kemoterapi ilacı kemik iliğini de baskılıyor. Böylece hastaların
beyaz küreleri düşüyor. Beyaz küreler belli bir oranın altına düşerse tedaviye
yine ara veriyoruz. Kanser hastalarının özelikle kapari çayını kemoterapi
süresince kullanmalarını öneriyoruz.''
Burdur'da kapari üretimi yapan
Murat Mıhladız da yılda 30 ton kapari ürettiklerini söyledi. Talepleri
karşılayamadıklarını belirten Mıhladız, kapari karpuzu, reçeli ve çayının
patentini aldığını, uluslararası patent için de başvuracağını kaydetti.
Kemoterapi İnsanları Öldürüyor...
Güncelleme: 08:48 TSİ 06
Eylül. 2011 Salı
ANKARA - Sonuçları Nature dergisinde
yayımlanan araştırmada, Amerikalı ve Kanadalı bilim insanları, ineklerde çiçek
hastalığına neden olan vaccinia virüsünde genetik değişiklik yapıp, farklı
kanser türlerine yakalanmış hastaların kan dolaşımına bu virüsü enjekte etti.
Virüslerin sadece kanser hücrelerine girdiği, sağlıklı dokunun hiç zarar
görmediği, ciddi bağışıklık sistemi tepkilerinin oluşmadığı tespit edildi.
Araştırmacılar, JX-594
olarak adlandırdıkları onkolitik virüsü, tedavilere cevap vermeyen, metastaz
oluşmuş, ileri safhadaki 23 kanser hastasının kan dolaşımına farklı dozlar
halinde enjekte etti. On gün sonra hastaların tümör ve sağlıklı dokularını
inceleyen bilim adamları, en yüksek doz virüs verilen 8 hastadan 7'sinde
virüsün tümör içerisinde çoğaldığını gördü. Sağlıklı dokularda ise virüse
rastlanmadı. En ağır yan etki olarak, bir gün bile sürmeyen, hafif-orta
şiddette grip belirtileri ortaya çıktı. Yüksek doz virüs verilen 8 hastadan
6'sında ilerleyen haftalarda tümörün büyümesi yavaşladı.
Bilim insanları, sadece bir
kez virüs verilmesiyle ortaya çıkan bu sonucun çok cesaret verici olduğunu
belirtti. Araştırmanın henüz birinci safhada olduğunu kaydeden bilimciler,
dozun birden fazla kez verilebileceğini, virüsün içerisine, tümörün yok
edilmesine yardım edecek genlerin de yerleştirilebileceğini tahmin ediyor.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25246914/
AA
Güncelleme: 17:54 TSİ 03
Eylül. 2011 Cumartesi
LOS ANGELES - Kanada'daki
Ottawa Üniversitesi ile ''Jennerex Inc'' adlı özel bir biyoteknoloji
şirketinden bilim adamlarının 31 Ağustos Çarşamba günü Nature dergisinde
yayımladıkları araştırma, JX-594 adı verilen virüsün tümörlere sürekli olarak
bulaşmasına karşılık, hastalar üzerinde sadece küçük ve geçici yan etkiler
bıraktığını gösterdi.
Bilim adamları, değişik
türlerdeki kanserli tümörlere sahip 23 ileri safhadaki kanser hastası üzerinde
yapılan araştırmada, çocuklara yapılan çiçek aşısında kullanılan bir virüse
mutasyon yeteneğini veren genetik bilginin silinmesi yoluyla elde edilen JX-594
adlı virüsü enjekte etti.
Yüksek dozlarda virüs
verilen 8 hastadan 6'sında kanserli tümörlerde ilerlemenin durarak
sabitlendiğini veya tümörlerin küçüldüğünü saptayan bilim adamları, bu gruptan
7 hastada ise virüsün, kanserli tümör üzerinde kendiliğinden yayılmasına
karşın, kanser bulunmayan dokulara bulaşmadığının görüldüğünü gözlemledi.
Araştırmayı yürüten bilim adamlarından, Jennerex Inc şirketinin
baş bilim yetkilisi ve Ottawa Hospital Research Institute adlı araştırma
enstitüsü bilim adamı Dr. John Bell yaptıkları küçük ölçekli, başlangıç
safhasındaki çalışmanın ardından bir karaciğer kanseri türü üzerinde orta
safhalı yeni bir çalışma yapacaklarını belirtti.
Kemoterapinin hastalar üzerinde çok şiddetli etkisi bulunmasına
karşılık yeni tedaviyi uyguladıkları hastalarda sadece 24 saat süren grip
belirtilerinden başka bir etkinin görülmediğini ifade eden Bell, ''Safha 2b''
adını verdikleri ikinci aşamada ise özellikle 'hepatosellüler karsinom' adı
verilen bir çeşit karaciğer kanserine yakalanmış 120 hastada yeni tedaviyi
deneyeceklerini anlattı.
Bell, genetiği değiştirilmiş
virüsle yaptıkları ilk denemelerin virüsün özellikle karaciğer kanserli vakalar
üzerinde etkili olduğunu görmeleri üzerine virüsü özellikle bu tip kanser
vakalarında deneme kararı aldıklarını ifade etti.
Hepatit B gibi virüslerin bazı
kanser türlerine neden olduğunun bilindiğini anlatan Bell, teorik olarak virüs
etkisiyle oluşmuş bu tip kanser tümörü hücrelerinin ikinci bir virüse karşı
daha duyarlı olabileceğini düşündüklerini kaydetti.
''JX-594'ün oldukça güvenli
olduğunu biliyoruz'' diye konuşan Bell, virüsün enjekte edilerek tüm vücuda
verilmesinin, kanser hücrelerinin metastas yapma ve çoğalma yeteneğini azaltmak
konusunda da ümit vaat ettiğine dikkati çekti.
ntvmsnbc
Güncelleme: 09:51 TSİ 23
Ağustos. 2011 Salı
İZMİR - Dünyada kalp
hastalıklarından sonra en sık görülen ikinci hastalık olan kanser, her yıl
binlerce can alıyor. Buna karşın uzmanlar uyarıyor: Kanser önümüzdeki
yıllarda daha da artacak.
Ege Üniversitesi Tıp
Fakültesi Çocuk Onkololoji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazan Çetingül, deprem
felaketiyle hasar gören Japonya'daki Fukuşima Nükleer Santralı'ndan çevreye
yayılan radyasyonun, önümüzdeki yıllarda hepimizin sağlığını etkileyeceğini
belirtti. Çetingül, 'Şu an kanser vakalarında sayıca ciddi bir artış
olmayabilir. Ancak yaşanan bu felaketlerin zaman içerisinde diğer ülkelerle
beraber, Türkiye'de de etkileri muhakkak hissedilecek. Tükettiğimiz gıdaların
sağlığa uygun olmaması kanser hastalığının ilerleyen günlerde daha da
yaygınlaşmasına sebep olacak. Aileler özellikle çocuklarına aldıkları gıda ve
her türlü eşya ile ilgili bilinçli davranmalı' diye konuştu.
'HASTA SAYISINA YETİŞEMİYORUZ'
Akşam gazetesinin haberine göre Türkiye genelinde birçok ilden
hastanın İzmir'deki hastanelere akın ettiğini belirten Prof. Dr. Nazan
Çetingül, 'Ekibimiz mümkün olduğunca her gelen hastanın sıkıntısına çare olmaya
çalışıyor ancak, ne kadar zorlarsak zorlayalım belirli bir kapasitenin üzerine
çıkamıyoruz. Türkiye'nin en uzak noktasından bile buraya gelen hastalarımız
var. Dışarıdan gelen hastalara bakarken İzmir içerisinden gelenleri kabul
edemez hale geldik' diye konuştu.
'EĞİTİMLİ HASTALAR EĞİTİMSİZLERDEN
DAHA BİLİNÇSİZ'
Kanserle karşı karşıya kalan bir kişiye yapılması gerekenleri anlatırken
eğitimli hastalarda daha çok zorlandıklarını belirten Prof. Dr. Nazan Çetingül,
'Eğitimsiz kişiler uzmanlara karşı teslimiyet duygusu yaşıyor. Anlatılanları
uygulayarak bir an önce iyileşmenin yollarını arıyorlar. Fakat eğitimli kişiler
böyle değil. Özellikle internette yer alan 'yanlış' bilgiler bu kişilerde bir
önyargı oluşmasına sebep oluyor ve işimiz zorlaşıyor' diye konuştu. Bir
hastanın kanserle savaşında psikologdan, onkoloğa kadar birçok kişinin aktif
olarak görev aldığını belirten Çetingül, 'Kanser bir savaştır. Ve bu savaşta en
az doktorlar kadar hastanın da sorumluluklarını yerine getirmesi lazım' dedi.
EN YÜKSEK ORAN KORKUTUYOR
Fukuşima Nükleer Santralı, Japonya'da 11 Mart'ta meydana gelen
deprem ve tsunaminin ardından büyük hasar görmüştü. Santralda yapılan son
ölçümlerde, radyasyon oranının dedektörlerle kaydedilebilecek en yüksek nokta
olan saatte 10 bin milisievert olarak ölçüldüğü duyuruldu.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25230621/
A
Güncelleme: 12:38 TSİ 08
Temmuz. 2011 Cuma
ANKARA - Henüz tüm faz
çalışmaları tamamlanmamasına karşın, FDA tarafından başvuru için kabul edilen ''Crizotinib''
isimli ilacın daha önce 2-3 basamak tedavi almış ileri evre hastalarında
kullanılmasıyla, yüzde 50'nin üstünde kısmi ya da tam yanıt elde edildi.
Faz-1 çalışmasına katılan
ileri evre ‘Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) ve ALK geninde mutasyon
bulunan ve tedai almış 82 hastanın yüzde 57'sinde kısmi veya tam yanıt
sağlanırken, katılımcı hastaların yüzde 33'ünde hastalık stabil kaldı ve genel
hastalık kontrol oranı 8. haftada yüzde 87 bulundu. Altı aylık kanserin
ilerleme ve yayılım göstermeden (progresyonsuz) sağ kalım olasılığı yüzde 72
olarak hesaplandı.
Akciğer kanseri, dünya
genelinde erkeklerde önde gelen, kadınlarda ise ikinci sırada kanserden ölüm
nedeni olarak gösteriliyor. KHDAK, akciğer kanserli hastaların yaklaşık yüzde
85'ini oluşturuyor. KHDAK hastalarının yaklaşık yüzde 75'i metastatik ya da
ileri düzeyde bulunuyor.
TEDAVİ SEÇENEKLERİNİN YÜZDE 15'NDE
YANIT ALINIYOR
Pfizer Onkoloji İş Birimi Başkanı ve Genel Müdürü Garry Nicholson,
ilerlemiş küçük hücreli dışı akciğer
kanseri için mevcut standart tedavi seçeneklerinin, sadece yüzde 15
dolaylarında yanıt sağladığını söyledi.
Mevcut standart tedavi olan
platin bazlı kemoterapinin radyoterapi kombinasyonu ile hastaların yüzde
15'inde 5 yıl sağ kalım elde edilebildiğini ifade eden Nicholson, ''Ne yazık ki
KHDAK, kemoterapiye orta derecede
duyarlıdır. Yeni ve eski kemoterapi ajanlarının kombinasyonları ile bile
hastaların yalnızca yüzde 20-25'inde tedavi yanıtı ve yüzde 30-35'lik bir
yıllık sağ kalım oranı sağlanmaktadır'' diye konuştu.
Nicholson, küçük hücreli dışı
akciğer kanserlerinde saptanan çok sayıda gen mutasyonu bulunduğunu anlatarak,
şöyle devam etti:
''KRAS, EGFR, BRAF, HER2, ALK,
MET bunlardan bazılarıdır. Bu hastaların yüzde 3-5'inde 'ALK' geninde mutasyon
görülür. Bunlar genellikle nispeten genç yaşta, sigara içicisi olmayan ve
kanser hastalardır. ALK, tümör büyümesinin durması veya tümör gerilemesi ile
ilişkilidir. Bilimsel gelişmeler, ALK'nin kanserde yeni tedavi hedefi olarak
tanımlanmasına yol açmıştır. ALK baskılandığında, tümör hücrelerindeki önemli
büyüme ve sağ kalım yolakları engellenmekte, bu da tümörlerin stabilizasyonuna
veya tümörün gerilemesi-küçülmesine (regresyon) yol açabilmektedir. Dünya
genelinde yılda 40 binden fazla yeni tanı konmuş KHDAK hastasının ALK-pozitif
olduğu tahmin edilmektedir. KHDAK tümörlerinin yaklaşık yüzde 3-5'i
ALK-pozitiftir. İleri evre KHDAK hastaları ya önceden cerrahi yolla alınmış bir
patoloji numunesi, ya da bir core biyopsisinden tümörün moleküler
karakterizasyonu yoluyla ALK durumu açısından değerlendirilebilir.''
FDA, BAŞVURU YAPILMASINI KABUL ETTİ
Faz aşamaları devam eden ve küçük hücreli dışı metastatik ileri
evre ve ALK tipi tümör yapısına sahip hastalarda ciddi iyileşme şansı sağlayan
yeni keşfin ''Critozinib (PF-02341066)'' olduğunu belirten Nicholson,
''Critozinib, araştırma aşamasındaki bir ilaçtır ve ruhsat otoriteleri
tarafından henüz onaylanmamıştır'' uyarısında bulundu.
Nicholson, Pfizer Crizotinib için Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi
ile Japonya Sağlık, Çalışma ve Refah Bakanlığı'na eş zamanlı ilaç başvurusunda
bulunduğunu anlatarak, ''Yeni İlaç Başvurusu, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi
(FDA) tarafından dosyalanması kabul edilerek öncelikli değerlendirme statüsü
tanındı. Japonya Sağlık, çalışma ve Refah Bakanlığı (MHLW) tarafından da kabul
edildi'' dedi.
FDA'nin öncelikli değerlendirme
statüsünü, tedavide önemli avantajlar sunabilecek ya da hiçbir yeterli
tedavinin olmadığı durumda tedavi sunabilecek ilaçlara tanıdığını dile getiren
Nicholson, FDA'nın kararının çok önemli olduğunu vurguladı. Nicholson, şu ana
kadar elde edilen klinik çalışma sonuçlarının memnuniyet verici olduğunu ifade
eden Nicholson, ''Onaylandığı takdirde ALK-pozitif ileri KHDAK'li hastaların
tedavisini değiştirebilir'' dedi.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25226511/
Güncelleme: 19:30 TSİ 27
Haziran. 2011 Pazartesi
İSTANBUL - Dünyadaki en
önemli onkolojik gelişmelerin sunulduğu ve pratikteki standartları değiştiren çalışmaların
yayınlandığı ASCO 2011 Kongresi'nden, kötü gidişli bir cilt kanseri olan
melanom ile ilgili önemli bir sonuç çıktı. Bu sonuç mide ve prostat
kanserlerini de yakından ilgilendiriyor.
Amerika’da yapılan ve
yaklaşık 30 bin doktorun katıldığı ASCO 2011 Kongresi'nde, kanser tedavisinde
bağışıklık sistemini yeniden aktif olarak kullanma imkânı sunan bir çalışmanın
müjdesi verildi. Kanser tedavisinde çok önemli bir adım olan gelişmeyi
ntvmsnbc’ye değerlendiren İstanbul Bilim Üniversitesi Onkoloji Bölüm Başkanı
Prof. Dr. Gökhan Demir, ilacın mekanizmasını şöyle anlattı:
SİSTEM, KANSER HÜCRESİNİ DÜŞMAN
OLARAK ALGILAMIYOR
“Biz bugüne kadar bağışıklık sistemini uyararak kanseri tedavi
etmeye çok çalıştık ama bu girişimimiz hep başarısızlıkla sonuçlandı. Bağışıklık
sistemi çok güçlü bir sistem olmasına rağmen tümöre karşı yeterli zafer elde
edemiyorduk. Bağışıklık sistemi kendinden olanla kendinden olmayanı ayırt etme
ve kendinden olmayanı da yok etme esasına dayalı bir sistemdir. Ancak bu sistem
kanser hücrelerini kendinden olmayan, yabancı bir hücre gibi değil, kendi
vücudundan çıktığı için akraba veya kardeş gibi görüyordu. Bu nedenle
bağışıklık sistemini uyararak yapılan tedaviler iyi sonuçlar vermiyordu. Ama bu
yıl ilk defa melanom örneğinde görüldüğü gibi bir anlamda bağışıklık sisteminin
şifresi çözülmüş oldu.
Tümör hücresinin hangi
mekanizmasından dolayı immün sistemin onu kendinden biri gibi gördüğü açıklandı
ve o mekanizmayı engelleyici monoklonal antikorlar geliştirildi. ipililumab
denen bu monoklonel antikor kullanıldığı zaman bağışıklık hücreleri
aktifleşerek tümörü önemli ölçüde kontrol altına aldı.”
İLAÇ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN TÜMÖRE
SALDIRMASINI SAĞLIYOR
İlaç ilk olarak, yeni teşhis edilmiş ileri evre melanom
hastalarında denendi. Bir gruba sadece kemoterapi, bir gruba ise kemoterapiyle
birlikte yeni ilaç verildi. Prof. Demir, sonucun heyecan verici olduğunu
söyledi:
“İpililumab verilen grupta
tedaviye yanıtın çok iyi, sağ kalım oranının da yüksek olduğu görüldü. Ayrıca
bu antikor sadece melanomla sınırlı kalmayacak, pek çok kanser türünde
bağışıklık sisteminin tümöre saldırmasını sağlamak amacıyla ek olarak
kullanılacak.”
HEDEFE YÖNELİK TEDAVİLERDE BÜYÜK GELİŞME
ASCO Kongresi'nin kanserle ilgili büyük yeniliklere
sahne olduğunu belirten Demir, hedefe yönelik kanser tedavilerinde gelinen
noktayı ise ‘büyük patlama’ olarak nitelendirdi. Meme, akciğer gibi sık
görülenlerin yanı sıra nadir görülen kanser türlerinde bile yeni hedefe yönelik
tedaviler geliştirildiğini belirten Prof. Demir, “Bunların çok önemli bir
kısmının faz 1 ve faz 2 çalışmaları sürüyor. 2-3 yıl içerisinde faz 3
çalışmaları da tamamlanacak ve bunlar da portföyümüze yerleşecek. Bu da
kanserle mücadelede yeni ve çok güçlü silahlara sahip olacağımız anlamına
geliyor” ifadesini kullandı.
MEME KANSERİNDE KEMOTERAPİ TARİH
Mİ OLACAK?
Hedefe yönelik kanser tedavisinde önemli gelişmelerden birinin
meme, diğerinin akciğer kanserinde yaşandığını belirten Prof. Demir, meme
kanserinin bir türünde kemoterapiye gerek kalmadan başarılı sonuçlar alındığını
söyledi. Demir’e göre, onay alması beklenen bir ilaç, meme kanserinin HER 2
pozitif olan türünde kemoterapiye son verecek:
|
Transtuzumab
ve pertuzumab etken
Prof. Dr. Gökhan Demir |
“Söz konusu kombine
tedavilerle büyük bir sinerji yaratılarak hastalığın çok daha etkin kontrol
altına alınması sağlanıyor ve meme kanserinden ölümlerde çok ciddi oranda düşme
bekleniyor. Trastuzumab etken maddeli Herceptin hâlihazırda kullanılıyor ama
pertuzumab henüz piyasaya çıkmadı. Amerika’da herkes bu ilacın onay alıp
kullanıma sunulmasını bekliyor."
NEDEN
KEMOTERAPİ UYGULANIYOR HASTALARA HALA!
AKCİĞER KANSERİNDE KEMOTERAPİSİZ TEDAVİ DÖNEMİ
Prof. Gökhan Demir, hedefe
yönelik tedavinin başarılı sonuçlarından birinin de ölümcül akciğer kanseri ile
ilgili olduğunu söyledi. Demir, “Kongrede akciğer kanserinde bir genetik
faktörün tespit edilmesiyle kemoterapisiz ve sadece hedefe yönelik tedaviyle,
kemoterapiye eş değer başarı elde edildiği gösterildi. EGFR denen bir mutasyona
bakılıyor. Bu mutasyon varsa sadece ağızdan hap şeklinde tedavi uygulanıyor. Bu
çok önemli bir şey, çünkü 5 yıl önce kemoterapisiz akciğer kanseri tedavisi bir
rüyaydı ama şimdi bunu başarabiliyoruz” şeklinde konuştu.